KÜLLERİNDEN DOĞAN CAMİLER

KÜLLERİNDEN DOĞAN CAMİLER

İstanbul, yıkılıp yok olan camilerinden özür diliyor. Hayırseverler, kayıp camileri, bir vakitler bulundukları arsalarda yeniden yükseltiyor.

İstanbul’un ‘kayıp’ camileri ihya ediliyor. 1900’lerin başından 70’lere kadar çoğu yol genişletme ve bulvar açma çalışmaları sırasında yıkılan camiler, hayırseverlerin yardımıyla bir bir gün yüzüne çıkarılıyor. Birinci dereceden tarihî eser özelliği taşıyan ‘kayıp’ camilerin yeniden yaptırılmasındaki amaç kültürel dokuyu, mimarî ya da simge değeri olan eserlerle canlandırmak…

 

 

1846 tarihli Mühendishane haritalarına göre Tarihî Yarımada içinde selâtin camileri de dâhil olmak üzere toplam 525 cami ve mescit bulunuyor; ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı’nın hazırladığı koruma amaçlı imar planlarında 80’i Eminönü’nde, 95’i  Fatih’te toplam 175 cami ve mescit kayıp görünüyor. Birinci Dünya Savaşı ve Balkan harpleriyle gelen yokluk günleri, yangınlar, depremler, 500 metre çap içerisinde sadece bir caminin kalmasını öngören kanunlar ve 1950’lerdeki yanlış imar hareketleri gibi nedenlerle ‘kaybolan’ camiler, tarihe ve kültüre duyarlı vatandaşların zihninden silinmiş değil.

  

175 KAYIP CAMİDEN 40’I İHYA EDİLEBİLECEK

 

Kayıp camilerin tespit edilmesi tamamının ihya edileceği anlamına gelmiyor elbette. Tarihî Yarımada’da 2 bin 300 tarihî eseri tescil ettiren İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, 175 kayıp camiden 90’ının imar planında yani kâğıt üzerinde ihya edilmesini uygun bulmuş.

 

Bilgi ve belge eksikliği ihyaların önündeki en büyük engel… Kayıtlarda cami arsası olarak görünen ve sadece adı belli olan ancak kaynaklarda hiçbir ize rastlanmadığı için iki defa kayıp sayılan birçok mabet var. Bir bilen çıkar ya da II. Abdülhamit’in fotoğraf arşivinde vardır umuduyla imar planlarına kaydedilen bu camiler belki hiçbir zaman gün ışığına çıkamayacak ya da iyimser bir ihtimalle yeni bir mimari üslupla yapılmalarına imkân tanınacak. Pertevniyal Lisesi’nin üst kısmında, yaya geçidinin ayağında arsası bulunan Baba Hasan Alemi Camii gibi mesela… Koruma Kurulu, bu caminin orijinal yerinde ama yeni bir üslupla yapılmasını uygun bulmuş.

Sistem yavaş işlese de bir yok oluştan kurtarılan, şimdilik hiç değilse isimleri anılan nice kayıp mabetler var, kimi bir şahsın mülkü olmaktan kurtarılmayı, kimi tescil sırasını bekliyor. Laleli Camii’nin karşısındaki Kızıltaş Mescidi mesela, eski fotoğraflarının bulunmasına ve Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü’nün Koruma Kurulu’na tescil için resmî yazı yollamasına rağmen reddedilmiş. Yerinde şu an birahane olan Ayvansaray Mescidi, Vakıflar tarafından ihya edilecek; fakat üzerinde trafo bulunan Beyazıt’taki Hatice Usta Mescidi’nin akıbeti henüz belli değil. Sirkeci TCDD istasyonunun yanında kısmen yola giden Emir Mescidi, geriye çekilerek ihya edilebilecekken Koruma Kurulu tescile yanaşmadığı için bekliyor. Bekleyen sadece o mu? Bir vakitler Cihangir’de ağzı dualı insanlarla şenlenen; ancak sonradan yıkılan ve arsaları halen boş olan Kâtip Mustafa Çelebi Mescidi, Hacı Recep Camii, Pürtelâş Hasan Efendi Camii ve Galata Yeni Valide Camii de Vakıflar’ın yardımına ve hayırseverlerin ilgisine muhtaç. 1957 yılında Perşembe Pazarı’ndaki Tersane Caddesi açılırken, Anıtlar Kurulu’nun ‘yıkılıp yanındaki parsele kaydırılması uygundur’ kararı aldığı Alaca Mescidi, yıkılmış; ama her nedense yandaki parsele yeniden yapılmamış. Perşembe Pazarı’nda sahile yakın bir yerdeyken yıkılan Nişancı Mescidi’nin de daha talihli olduğu söylenemez. ‘Tescilli kültür varlığı’ belgesine sahip olan mescitten bugüne sadece bir çeşme kaldığına göre… Sultanahmet Camii’nin yakınında, minaresinin bir kısmı ayakta kalabilmiş Güngörmez Mescidi ve yine onun gibi minaresinin yarısı günümüze ulaşabilmiş Cankurtaran Mescidi… İkisi de Anıtlar Kurulu’ndan tescilli ve ihya edilmelerinin önünde hiçbir engel yok.

 

CAMİYE GERÇEKTEN İHTİYAÇ YOK MU?

 

Koruma amaçlı hazırlanan imar planlarında yer alan bütün sosyal donatı alanları gibi muhakkak korunması gereken camiler, ‘Bir tarihî eserin belgesi varsa, orijinal yeri de boşsa ihya edilebilir.’ diyen Anıtlar Yüksek İlke Kararları’yla da muhafaza altına alınmış aslında. Zaten bütün mesele, “Camiye ihtiyaç yok” engelini aşabilmekte. Peki, gerçekten camiye ihtiyaç yok mu? Kişi başına düşmesi gereken ibadet alanını yarım metrekare olarak belirleyen plan yapım yönetmeliğine göre, Tarihî Yarımada’daki 525 cami, bırakın ‘misafirleri’, bölge sakinlerine bile yetmiyor. ‘Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları’nın yapımcısı ve şehir plancısı olan bir uzman, Eminönü’nü de içine alacak şekilde Fatih ilçesinin yaşayan nüfusunun 460 bin olduğu, gündüz nüfusunun ise üç milyonu geçtiği gerçeğinden hareketle hâlihazırdaki camilerin bile çok yetersiz kaldığını hesaplamış. Bu durumda şöyle bir soru geliyor akla:  “Okul ve hastane içlerine bile mescit yaptıran, mesela Cerrahpaşa Hastanesi’ne beş cami konduran ya da Kapalıçarşı’nın içindeki hanlara mescitler serpiştiren ecdat, bu kararı gelişigüzel mi almıştı?”

 

BİR CAMİ NASIL İHYA EDİLİR?

 

Kayıp camileri imar planlarında gösterip yerlerini tescil ettirerek ihyanın yolunu açan İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, cami ihya ettirmek isteyen hayırseverlerin işini epey kolaylaştırmış görünüyor. Aksi takdirde, hayırsever bir vatandaşın şehir plancısına başvurması, eski kaynakları araştırıp resim-bilgi-belge-kroki-proje-plan bulması, sekiz on resmî kurumdan görüş alması ve bütün bunlar için yaklaşık 50 bin TL ödemesi gerekecekti.  Ve muhtemelen bunca koşuşturmadan yorulup ya da maddi külfetin altında ezilip geri çekilecekti. Bugünkü durumda, planlarda zaten cami arsası olarak tescil edilmiş bir mabedi ihya etmek için eski fotoğraflarla birlikte Koruma Kurulu’na giden ve kazı izni aldıktan sonra çalışmalara başlayabilenlerin başarı şansı yüksek.

 

KARAKÖY MESCİDİ DE İHYA EDİLECEK

 

Kınalıada’ya taşımak bahanesiyle Karaköy’deki yerinden sökülen ve sonra sırra kadem basan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii de (Karaköy Mescidi) arsası tescil ettirilen, dolayısıyla ihyası kesinleşen camilerden biri. İBB Tarihi Çevre Müdürlüğü, mescidin projelerini hazırlamış ve parselinin kamulaştırılması için Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne resmî müracaatta bulunmuş. Meydan genişletilirken numaralandırılarak sökülen caminin taşları hurdacılara satılmış. Orijinal yerinde yapılacak mescit, Karaköy’e eski kartpostallardaki görüntüsünü yeniden kazandıracak. Bu caminin ihyası, bir zamanlar ona komşuluk yapan Bektaş Efendi Camii’nin de kurtuluşu olur belki. Karaköy Mescidi’nin bir benzeri olan Bektaş Efendi Camii de 2010 yılı içinde tescil ettirilen yani ihyasının önü açılan mabetlerden biri.

 

SULTANAHMET VE AYASOFYA BİLE TESCİLLİ DEĞİLMİŞ

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2001 yılında 40 kişilik bir uzman ekiple sahaya inmiş ve Tarihî Yarımada’da on bine yakın tarihî eseri tespit etmiş. Ayrıca binlerce eski haritayı, kurul kararlarını ve eski eser encümen arşivlerini sayısal hâle getirerek toplam 1061 tarihî anıtsal eserin yıkılıp yok olduğunu belgelemiş. Bu bilgiler ışığında hazırlanan koruma amaçlı imar planlarında kaybolan hanların, çeşmelerin, medreselerin, mescit ve camilerin yanında kayıp kiliseler ve sinagoglar da unutulmamış. Böylece Tarihî Yarımada içindeki kayıp camileri bile göstermeyen bir önceki döneme ait koruma imar planlarının eksiği kapatılmış. Ama daha da önemlisi tescil kaydı olmayan 2 binden fazla tarihî eser Koruma Kurulu’na gönderilerek tescil ettirilmiş. Bu eserler arasında Ayasofya, Sultanahmet, Yeni Cami, Sümbül Efendi Camii, Valide Sultan Camii, Laleli Camii gibi sembolik değeri yüksek eserlerin bulunmakta.  2000 yılına kadar rölövesi yapılmamış yani bütün boyutları ölçülerek, plan, kesit ve görünüşü yeniden çıkarılmamış ve tescil ettirilmemiş, bir anlamda sigortası yaptırılmamış bir Ayasofya ve Sultanahmet…